İnce zekayla hazırlanan en yaratıcı reklamlar...
1/12/2009
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
İnanmak ya da inanmamak…
14/1/2009
yesnogod.com adresinde bir anket başlatmışlar.
Soru çok basit: Tanrıya inanıyor musunuz?
Şimdiye kadar 130 bin kişi katılmış.
Buna göre dünyanın yüzde 47’si tanrıya inanıyor, yüzde 53ü ise inanmıyor.
En çok katılımcı Avrupa ve Amerika’dan. Avrupa’nın yüzde 46’sı, Asya’nın yüzde 49u, Güney Amerikan’nın yüzde 54ü, Kuzey Amerika’nın yüzde 44ü tanrıya inanıyor. Bu rakam, Ortadoğu’da ise yüzde 65'e çıkıyor.
En inançlı kıta ise, şimdilik yüzde 79 ile Afrika.
Sonuçlar, ankete yeni kişiler katıldıkça değişiyor.
Örneğin geçtiğimiz hafta Türkiye’nin inanç yüzdesi 83 idi. Bu hafta ise yüzde 77ye gerilemiş.
Yani Türkiye’den internete girenlerin geriye kalan yüzde 23ü, ‘Tanrıya inanıyor musunuz?’ sorusuna ‘Hayır,’ cevabını vermiş.
Yüzde 100 inanan ülkeler arasında Afganistan, Katar, Arnavutluk, Gana, Guam, Irak, Kenya, Nepal, Nijerya, Sudan ve Monako dikkat çekiyor.
Ben bunları yazarken, diğer bazı ülkelerin yüzdeleri de şöyleydi:
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Sen zahmet etme, ben ararım!
14/1/2009
Çok acil, yetiştirmeniz gereken bir iş var.
Telefonlara bile cevap veremez durumdasınız.
Ve bir anda Gtalk’unuz yanıp sönmeye başlıyor:
“Bilmem nerenin telefonunu biliyor musun?”
Benzer sorular çoğaltılabilir:
“X mağazası neredeydi?”, “Şurası kaça kadar açık?”, “Oyuncu bilmem kimin soyadı neydi?”…
Bu soruların hepsinin tek bir yanıtı var aslında. Google.
Her türlü sorunuza cevap verebilen tek merci.
Ve yine her sorunuzu sormanız gereken ilk adres.
Elbette internet yanlış bilgilerin de deposu.
Ama özellikle basında falan çalışıyorsanız, sorularınızı arkadaşlarınız yerine, Google’a sormalısınız!
Bunu herkesin adet edinmesi şart.
Özellikle de kamuya açık yerlerin bilgileri için.
“Google is the new 118″
Letmegooglethatforyou diye bir site yapmışlar.

Arkadaşınız size malum soruları sorduğunda, bu adrese giriyorsunuz.
Bir daha size Google muamelesi yapmayacağından emin olabilirsiniz.
Örnek:
Soru: Otto Santral’in numarası var mı sende?
Hareket planı:
www.letmegooglethatforyou.com adresine giriyor,
“otto santral”+0212 yazıyor ve bir tuşa basıyorsunuz.
Oluşan link’i arkadaşınıza gönderiyorsunuz.
Link, sadece sorunun cevabını vermekle kalmıyor,

bir dahaki sefere yapması gerekenleri de adım adım, göstererek açıklıyor.

“Sen zahmet etme, ben Google’larım” diyor kısaca;
Eh, biraz da kibirli tabii..
Ama olsun, öğretici.
Teşekkürler Subsky ve Muzo
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
İÇİNDEN BİR ŞEY ÇIKMASI
22/8/2008
Efendim, ülkemiz insanlarının ( tabi ki ben de dahil) alışverişlerinde en önem verdiği fenomeni açıklamak istiyorum bu gün sizlere, başlıkta da yazdığım gibi bu : "içinden bir şey çıkması"dır.
Almak istediğiniz bir ürünün içinden bir şey çıkan modeli, içinden bir şey çıkmayandan daha pahalı olsa da daha caziptir. Çünkü içinden bir şey çıkar. İçinden çıkan şeyin fiyatı ile asıl ürünün fiyatının toplamı, aldığınız fiyattan daha ucuzsa bile yine de içinden bir şey çıkanlı ürün alınmalıdır.
İçinden çıkan şeyin işinize yarayacak olması çok önemli değildir. Mutfak dolaplarınızın "bunlar da burada dursun gerekirse kullanırım" köşesi diğer içinden çıkan ürünlerle beraber yenilerini de alacak kapasitededir. İlk 13 tanesini, hâlâ, hiç kullanmadığınız halde içinden bir ondördüncü plastik çiçekli çerez kabı çıkacak olan çamaşır deterjanını almak dururken, içinden hiç bir şey çıkmayan deterjan alınır mı hiç ?
Bu fenomen içimize öyle işlemiş ki, memlekette artık yeni çukulata da üretilmez oldu. 3-4 klasik model var, gerisi hep gofrete döndü. Neden ? E çikolatanın içinden çıkacak olan belli: fındık, fıstık hadi bir de üzüm. E alıştı tabi artık millet. Bir firma atılım adına lokum, kahve, çitlembik, mozarella gibi şeyler denedi ama o da tükendi. Ama gofet öyle mi ? Altta bir gofret, üstünde tane tane bilmem ne, onun üstüne böööööyle koyu kıvamlı akan başka renkte bir şey, en dışını kaplayan çıtır bir başka bir şey, iççinden çıkan çıkana. İnsan kesitsel çalışmasını analize doyamıyor, düşünün bir de tadını.
Sakızlara bakın mesela, içinde filanca özü, falanca şelalesi, feşmekan şurubu. E ne oldu bizim Tipitip ? Hoş, vakti zamanında onu da içinden karikatür çıkıyor diye alıp, madlenlere bakmazdık, o da başka konu.
Sadece yiyecek de değil, arabalar bile "standart aksesuar pakedi" denilen bir paketle satılıyor artık. Eskiden arabada teyp mi olurdu. Arabayı alır gider bir elektrikçiye içinden hoparlörleri de çıkan bir teyp alır taktırırdık. Hatta bagaja bir de amfi ( içinden kabloları çıkanlar daha pahalı ama daha iyi, kablo çıkıyor içinden). Sonra git yanlara nikelaj yaptır. ( kendinde yapışkanlı olanlar var, ithal, içinden alfabenin harfleri çıkyor, bagaja adını soyadını yazarsın). Daha neler neler.
Bilgisayarınıza yazıcı alıyorsunuz, paketin üzerinde koskoca yazıyor "bağlantı kablosu hediyeli". Yahu 10 yıl önce bunlar çıktığında zaten kablosuz ürün yotu. Siz önce kabloları aldınız, sonra da tekrar kutuya koyup üzerine de "içinden kablo çıkıyor "yazdınız. "Allah garip kulunu sevindirmek için, önce eşşeğini kaybettirir, sonra buldururmuş" derler ya eskiler , o durum işte. Bir de bu bağlantı kablosuz yazıcı konusunda "semersiz eşşek satılmaz" lafı gelir aklıma hep. Bütün laflar eşşekli oldu ama, neyse...
Bu içinden bir şey çıkması fenomeni, bazı mağazalarda da "şu kadar alışverişe bu kadar hediye çeki" şeklinde uygulanıyor mesela. Ben bunlara "sonsuza devinimli içinden bir şey çıkması paradoksu" özgün adını veriyorum.
Olay şöyle cereyan ediyor. Bir takım elbise, bir kaç gömek, kravat falan alıyorsunuz 600 YTL tutuyor, kasaya gidip ödüyorsunuz size 120 YTL lik hediye çeki veriyorlar. 1 hafta süresi var. E gelmişken alayım bir şey diyorsunuz,. O gömlekleri secerken beğendiğiniz bir gömlek vardı zaten, çok olur diye almamıştınız, onu, ötekini ve bunlara uygun kravatları alıyorsunuz. Bu arada 1 alana diğeri bedava kampanyasına gözünüz takılıyor ( 1 tane de içinden çıkıyor) oradan da 2 tane atlet alıyorsunuz. Kasaya gidip hediye çekini veriyorsunuz, 145 YTL tutuyor. 25 milyonda cebinizden veriyorsunuz tam gideceksiniz, 8 YTL lik hediye çeki tutuşturuyorlar elinize. E bari kalmasın diyorsunuz, 8 YTL'lik corabı alıp çıkacaksınız ki yandaki askıda 2 tane alana 2 tane bedava ( 2 tane de içinden çıkıyor) kampanyalı çoraplar dikkatinizi çekiyor, fiyat 28 YTL. Bir hesap yapıyorsunuz o 8 YTL'lik çorabı almak resmen enayilik. Zaten 8'i beleş, 20 daha verip 4 tane çorap ( 2 si içinden çıktı zaten). Ama o 20yi verince size, evet, hediye çeki yine, valla, 7 YTL'lik...
Anlaşıldı değil mi olay ? İçinden bir şey çıkıyor yani...
Sonra da gazetelerde okuyoruz, adam cinnet geçirip şunu şunu yaptı, kadın çıldırdı bunu bunu yaptı. E ayıplayacak nesi var ki, ben de olsam kadının cinnet geçireni tercih ederim. Düşünsenize, kadın bildiğiniz kadın, herşeyi aynı, ama bunun içinden cinnet çıkıyor.
sevgiyle kalın ( içinden mutluluk çıksın) 
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Reklam yaratıcılık ister!
22/8/2008
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Jerry N. UELSMANN-Sürrealist Fotoğrafçı
22/8/2008
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

































